Sosyal yardım, toplum örgütlenmesiyle doğrudan
ilintili olarak ortaya çıkan “yoksunlaşma” olgusunun hafifletilmesine,
geciktirilmesine, geçici olarak giderilmesine karşı insani bir hizmet
alanıdır. Sosyal yardım, mutlak anlamda insani bir olgudur. Onu
harekete geçiren bizatihi insanın varlığıdır. Toplum, sosyal yardım
olgusuna gerekli sorumlulukla yaklaşmadığı takdirde, ödeyeceği maliyet
çok daha büyük olmaktadır.
İnsani yaşam, ancak insanın yoksunluklarının
ortadan kaldırılması ile mümkün olabilecektir. Sosyal yardım, hizmet
sunumunda mutlak insani yoksunluğu önceleyerek, göreli yoksunluğa doğru
bir açılım sunmaktadır. Toplumsal yapının en çok mağdur ettiği insan
kitlesi sosyal yardım hizmetlerinin önceliğini oluşturmaktadır.
Dolayısıyla, sosyal yardım hizmetleri ihtiyarilikten, popülizmden,
partizanlıktan uzak hizmetlerdir.
En geniş anlamı ile “sosyal yardım”, yerel
ölçüler içinde asgari seviyede dahi kendisini ve bakmakla yükümlü
olduğu kişileri geçindirme olanağından kendi ellerinde olmayan
nedenlerden dolayı yoksun kalmış kişilere, resmi kuruluşlar veya
kanunların verdiği yetkiye dayanarak yarı resmi veya gönüllü
kuruluşlarca muhtaçlık tespitine ve kontrolüne dayalı olarak yapılan ve
kişileri en kısa sürede kendi kendilerine yetecek hale getirmek amacını
taşıyan, parasal ve nesnel sosyal gelirden oluşan bir sosyal güvenlik
yöntemi ve bir sosyal hizmet alanıdır.
Günümüzde yoksunluk, insani yoksunluğun
oluşmasında en belirleyici faktör olması nedeniyle, sosyal yardım
hizmetlerinin odaklandığı temel sorun olmaktadır. Dolayısıyla, sosyal
yardım hizmetleri, yoksulluğun temel belirleyici olduğu bir alanda
hizmet üretmek durumundadır.
Gelişmiş ülkelerde nüfusun tamamı sosyal
güvenlik şemsiyesi altındadır. Bu ülkelerde de mutlak yoksunluk önemli
bir sorun olmaya başladığı için gelişmiş ülkeler konuya ciddiyetle
yaklaşmakta, sosyal yardım hizmetlerini sosyal politikalarının önemli
bir aracı olarak görmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda
“Sosyal Devlet” ilkesi oldukça ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş ve
değiştirilmez kılınmıştır.
Devletin rolü, piyasaların daha verimli ve adil
bir şekilde rekabet etmesini sağlamak, adalet, savunma, güvenlik gibi
hizmetleri yürütmekle sınırlı değildir. Sosyal Devlet olmanın gereği,
aynı zamanda, beşeri sermayenin en değerli kaynağı olduğunun farkında
olarak, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, konut edindirme ve sosyal
hizmet alanlarının en verimli şekilde yürütülmesi için makro
politikalar oluşturmak, onları hızlı ve etkili bir şekilde hayata
geçirmek ve yoksullukla mücadele etmektir.
Küreselleşen dünyanın getirdiği değişikliklere
uyum sağlama ve kamu yönetiminde yeniden yapılanma ihtiyacının en temel
bileşenlerinden biri, sosyal politikalara özel önem verilmesi
gereğidir. Özellikle yaşanan krizlerle yıpranan ve ekonominin temel
taşı olan insan kaynağının iyileştirilmesi,ülkemizin kalkınmasının
önündeki belli başlı öğelerden biri olarak belirmektedir.
Son dönemde özel sektörün rekabetçi yapısı ve
kaydettiği ilerlemeler, sivil toplumun gelişimi ile eş zamanlı olarak
yükselişe geçmiş, devlet bu zemini düzenleme ve kamu yararı
doğrultusunda geliştirme gereği ile karşı karşıya kalmıştır.
Devletimiz, sosyal yardımların yoksullukla
mücadeledeki rolünü öne çıkaran politikalar geliştirmeyi ortaya koymuş,
bu amacında kararlı adımlar atmak üzere programında “gelir dağılımında
adaletin sağlanması” başlığı altında gerekli önlemlerin alınmasını
öngörmüştür.
2003 yılında ekonomik büyüme %5’in üzerine
çıkmış ve ülkemiz Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ülkesi
olmuştur. Bu dönemde kişi başına düşen milli gelir 2.160 ABD Dolarından
3.000 ABD Dolarının üzerine çıkmıştır.
Türk ekonomisi ilk defa eksi enflasyonla
tanışmıştır. Ocak 2004 sonu itibariyle enflasyon oranı 10.8 e gerilemiş
olup, son 31 yılın en düşük enflasyon oranı yakalanmıştır. Ocak 2005
itibariyle ise ÜFE(TEFE) 10.70, TÜFE 9.23 olarak açıklanmış, istikrar
kazanan ekonomi ile uluslararası piyasalarda Türkiye’nin risk primi %8
iken %2.5’lara kadar düşmüştür.
Makro politikalardaki başarılar, yoksul kesimin
hayat standartlarının iyileşmesi yönünde önemli katkılar sağlamıştır.
Bu kapsamda;
-
Enflasyondaki düşüşün yanı sıra, genel fiyatlar
düzeyinde yükselmelerin olmaması ve hatta enerji gibi geniş kullanım
alanı bulunan kalemlerdeki fiyat düşüşleri ile yoksul kesim üzerindeki
olumsuz etkiler azaltılmıştır.
-
Enflasyondaki düşüş ve fiyat istikrarının
sağlanması ile sabit ve düşük gelirli kesimin toplam gelirden aldığı
pay artmıştır. Böylece, yoksulluk sınırı altında bulunan nüfus oranı
azalmıştır.
-
İç ve dış borçlanmadaki faiz oranlarında meydana
gelen düşüşler, yüksek faiz oranlarının gelir dağılımı üzerindeki
olumsuz etkilerini ortadan kaldırmıştır.
-
Makro düzeydeki gelişmeler paralelinde verilen
mikro düzeydeki desteklerle toplumda güven duygusu artarak, yoksul
vatandaşlarımız geleceğe umutla bakmaya başlamıştır.
-
Kişi başına düşen milli gelir artışı ve
enflasyondaki düşüş ile hane halkı gelirindeki reel artışlar, toplumsal
yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmiştir.
-
Gelir dağılımı ve yoksullukla mücadelede en etkili
araçlardan biri olan istihdamın artması için, emek-yoğun sektörlerin
gelişmesi amacıyla proje yardımlarına önem verilmiştir.
-
5084 Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yani istihdam
edilen personelin ücretlerinden kesilen gelir vergisi stopajının
alınmaması, yeni istihdam edilen personelin sigorta primi işveren
paylarının hazine tarafından ödenmesi, kapsama dahil illerde yapılacak
yatırımlara bedelsiz yatırım yeri tahsisi ve yine kapsama dahil illerde
istihdam yaratan işletmelere enerji desteğinin sağlanması
öngörülmüştür.
-
2003 yılında, çiftçilere tarımsal faaliyette
kullanılan mazot için, kullanılan mazot miktarının %34.7’si kadar bir
gelir desteği yapılmıştır. Yine 2003 yılı içerisinde hayvancılığın
desteklenmesi için yem bitkileri üretimini arttırmak amacıyla
çiftçilerin yatırım ve uygun görülen işletme giderlerinin %35’i,
doğrudan gelir desteğiyle sübvanse edilmiştir. Ayrıca, tarımda etkili
alanlar için verilen doğrudan gelir desteği, 2003’te Tarım Ve Köy
İşleri Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından ortak hazırlanan
Tarımsal Üretimle İlişkili Olarak Doğrudan Gelir Desteği Ödemesi
yapılmasına ve bu amaçla Çiftçi Kayıt Sistemi oluşturulmasına ilişkin
Tebliğe istinaden %18.5 arttırılarak dekar başına 16 Bin YTL ye
yükseltilmiştir. Ülke genelinde uygulama döneminde, Çiftçi Kayıt
Sistemi’ne kayıt olmuş, tarımsal üretimde bulunan çiftçilere
ödemeler,Ziraat Bankası aracılığıyla yapılacaktır.
Bu gelişmeler ışığında, ekonomik ve sosyal
yoksunluk içerisindeki vatandaşlarımız için acilen ve etkin programlar
yürürlüğe konmuştur. Yoksulluk ve işsizliğin azaltılması birincil hedef
olarak ele alınmış; kırsal ve kentsel alanda istihdama yönelik kalkınma
projeleri hazırlanarak uygulamaya geçirilmiştir.
Yine bu kapsamda, mutlak yoksulluk sınırının
altındaki ailelerin belirlenmesi çalışmaları başlatılmış ve bu ailelere
etkin sosyal yardım programları uygulanmıştır.
Yoksulluğun tespitinde objektif yöntemler
kullanılmaya başlanmış ve bu yöntemler kullanılarak belirlenen yoksul
aile çocukları için eğitim ve sağlık yardımı programları
hızlandırılmıştır.